Friday, 5 April 2013

Bir Oksimoron Olarak "İslami Feminizm"


Yukarıdaki iki resimde fallusu görebiliyor musunuz? 
Bu seferki öyle kolaylarından değil, gözlerinizi kısarak bakmanız lazım.


















n'olmuş ki, derseniz, yukarıda soldaki Tunuslu Amina, kadın bedeni üzerindeki din ve devlet baskısını protesto etmek için "femen" tarzı yazılı üstsüz fotoğrafını Femen'in web sitesine yükleyince çok kötü fena kızmışlar ona, ölümle tehdit etmişler. Zaten şeriata göre de bu yaptığının nerden baksan 80-100 kırbaç cezası varmış. "İslamcı" hackerlar hemencecik Femen'in sitesini hacklemişler, Amina'nın facebook telefon olayı da kesilmiş birden bire. Akıl hastanesine kapatmışlar kadını!

Buraya kadarı bize ne gösteriyor? Orada yaşandığı şekliyle baskın "İslamcı" bir kültür kendinden başka, kendini eleştiren seslerin görünür olmasına, yaşamasına izin vermiyor.

İşte sonra da Tunus'ta da başlatmak istediği Femen hareketinden kadınlar başka ülkelerde de toplaşıp Amina için üstsüz eylem yapmışlar. "Arap" kadınların da İslamcılara karşı olabileceğini dile getirmiş, Amina'ya, kadınlara özgürlük istemişler. Hatta Paris'teki eylemlerine de amcalar saldırmış:

İşin esas trajikli, çüküdüklü, komidikli kısmı bundan sonra başlıyor. En yukardaki "Muslimah Pride" grubunu kuran kadınlar bir de "event" açıyor, 
diye, verip veriştirmeye başlıyorlar Femen'e.  Bu tepkinin temeline de postkolonyalist ağızları, yerel feminist grupların, batıdan uzaktaki kadınların görünürlük sorunlarını filan oturtunca tam süper oluyor, baya akademik akademik, "batılı batılı" insanlar bile onları desteklemeye, resimlerini alıp Facebook'ta orda burda paylaşmaya başlıyor. "Counterproductive" oluyomuş Femen'in yaptığı (Böyle yapınca babaları kızıyormuş.) Evet, bir anda bütün Müslüman kadınların memelerini açarak özgürleşmeleri ya da FEMEN'in İslam-egemen bir coğrafyadaki kadınları temsil etmesi bana da pek gerçekçi gelmiyor.  Peki Femen'i kışkışlayan kadınlar İslami usullere uygun olmayan feminizmleri dışlayarak, Kuran'dan sünnetten alıntı yaparak, çarşaf giyerek, İslam'ı överek, övmeyenleri döverek uyararak mı kadın hakları konusunda "productive" olacaklarmış? "Batıda" tasvir ve temsil edildiği biçime, homojen bir grup gibi gösteriliyor oluşlarına, seslerinin duyulmamasına bu kadar ateşli bir şekilde karşı çıkan Müslimahlar kendilerini aşağı yukarı aynı şekilde giydiren, evdeki ve dışarıdaki rollerini belirleyen, hayatlarının her alanını sınırlayan, sorgulamalarının yasak olduğu kurallara gelince... gurur duyuyorlar.
On the 4th April. The so called feminist group, FEMEN has declared 'Topless Jihad Day' in which they are asking women to go topless and write ‘My Body Against Islamism!’ on their bare breasts. We as Muslim women and those who stand with us, need to show FEMEN and their supporters, that their actions are counterproductive and we as Muslim women oppose it.
So please post pictures of your beautiful selves, whether you wear hijaab, nikaab or not. This is an opportunity for Muslim women to get a say and show people that we have a voice too, that we come in many different shapes and sizes that we object to the way we are depicted in the west, we object to the way we are lumped in to one homogenous group without a voice of agency of our own.... 
Lets show the world that we appose FEMEN and their use of Muslim women to reinforce western Imperialism.


Parantez içinde: Bunun yanında gruba eğlencelik başka şeyler de gönderiyorlar. Mesela İslam'ın mükemmel insanlar için değil insanları mükemmel hale getirmek için gönderildiğini söyleyen manzaralı bi resim, pantolonun ayak bileğini geçmemesininin sünnet oluşuyla, şimdiki abilerin uzun pantolon giyerek yanlış yaptığıyla ilgili bi şeyler (çok akıllı ve rasyonel biri namaz kılarken paçamızı katlasak olmaz mı diye sormuş), şeytanın kızları hangi numaralarla kandırıp erkeklerle konuşturtmaya, yoldan çıkarmaya çalıştığıyla ilgili bi şeyler, ve buna karşı stratejiler. 





Yani bu yaptıkları kendilerine ikram edilen üzümü yemek, teşekkür etmek değil, üzümle şıra yapmak değil, üzümü yetiştiren bağcının sulama tekniklerini eleştirmek değil, ikramı kibarca reddetmek ve kendi keçiboynuzunu kemirmeye devam etmek yine değil, bağcıyı dövmek, kavgayı ayırmaya gelenleri de dövmek ve şarap yapılabilen bi ürünün yetiştirilmesine, bağın ve bağcının dünyadaki varlığına tümüyle karşı olmak, üzümsüz bir dünyanın propagandasını yapmak ve bütün bunları da öyle bi kılıfına uydurmak ki olayı biri onlara zorla üzüm yediriyormuş gibi göstermek.

Kendileri şüpheci, sorgulayıcı uzun ve zorlu bir sürecin sonucunda elde ettiği kazanımların keyfini sürmekte olan, daha da gidecek çok yolu olan bunca insan nasıl oluyor da bir sürü şeyi verili kabul eden, sorgulanmasına izin vermeyen, biata dayalı bir kaynaktan (açıkça dinden) temellenmiş bir sistemin devamlılığını "özgürce" istenebilir buluyor?  Çünkü dünyadaki kültürlerin çeşitliliğini korumak, çokseslilik, neokolonyalizm olmasın çünkü. Nerde benim terliğim, nice yiğitleri postkolonyalizmden teziktirdiniz böyle yapa yapa!

Aslında postkolonyalizmin güzel dertleri var, merkezde olmayan yerel grupların dertlerinin merkezdekilerden farklılığı, mücadelelerinin görünürlüğü çok önemlii, merkezin bunları "kurtarmak" gibi bir misyonla tüm mücadelenin öznesi haline gelmeye çalışmamaları filan hep çok çok önemli, katılıyorum ben bunlara. Ama bu söylem merkep yalamış riyakarlarca (ya da kendi yaşam biçimini dayanaklı dayatıyormuş gibi görünebilmek için çaktırmadan mantık hatalarına düşmekte beis görmeyen çok masum, normal hayatta gayet özcü ve yüzeysel insanlarca) baskıcı olanı, çeşitliliğe karşı olanı (en yumuşak haliyle çeşitlilik olsa bile öbür çeşitlerin nasılsa cehennemde yanacağını, bu yüzden bu dünyada onları ellemeyip kendi işine bakanları) savunmak, başka toplumların dönüşümüne ve özgürleşmesine taş koymak için de kullanılabiliyor. Asıl neokolonyalizm çeşit olsun, onlar farklı kalsınlar, bize laf düşmez diyerek bir antropolog edasıyla yerin yedi kat altında taş yiyen bir canavara inanmanın dayatıldığı, zalim, baskıcı ve sansürcü bir kültürün kurbanlarınca meşrulaştırılması karşısında "je ne sais-quoi!" tarzı, süblim bir heyecan duymak olmasın? Herkes için özgürlük isteyen gerçek "süper kahramanların" bu gibi vakaları ayırt edebiliyor olması, bazen de kasıt araması, hemen heyecanlanıp şakşaklamaması lazım. Yerelde olan olaylara karşı koyulan her uluslararası tepkide bir kısım insan "neokolonyalistler bizi dürtüyoo" diye kendilerini anlayacaklarını ve destekleyeceklerini umdukları Avrupalı ablalarına tam da onların seveceği dilden mızırdandıklarında aslında kendilerine karşı yaptıkları oryantalizmi görmek lazım. Ne giydiklerine, ne zaman, nereye gittiklerine, ne yediklerine, ne zaman, kiminle ve nasıl seviştiklerine hiçbir baskı, kurumsallaşmış beyin yıkama, dev yatırım, devlet desteği, caydırıcı cezalar olmadan karar veren, kimseye de karışmayan (aşmış) sevgi kelebekleri kendi yaşam biçimlerini mutlak, sorgulanamaz, değişmez bir doğru, şüphesiz tam da istedikleri şey olduğunu ima ettiklerinde oluşan o huzursuz "hadi canım!" hissini korumak lazım. 

Femen umrumda bile değil ve kimsenin hiçbir yerde engellenmeden kafasına başörtüsü ya da makarna süzgeci takmasına, inancının gerektirdiği jimnastik hareketleri yapmasına karşı değilim. gerçek inanç özgürlüğü istiyorum. ama arka arkaya islam, islamofobi, anarşizm, feminizm deyince iştahım kabarıyor. böyle şeyler yazıyorum. 

Başıma bir şey gelmeyecekse kendimi Amina'ya daha yakın hissediyorum.
Başıma bir şey gelmeyecekse İslam kültüründe büyümüş bir dinsiz olarak bana İslamofobi lafı Faşizmofobi gibi az önce bi tarafımdan uydurduğum kelime kadar komik ve artniyetli geliyor. Kaldı ki derdim sadece İslam değil.



No comments:

Post a Comment